paylaşmak için

27/9/2008 - SANA DAİR

yeni bir günün telaşıyla hareketlenmiş sokaklardan birinde,
büzüldüğü kaldırımın köşesinde, mışıl mışıl uyumaktaymış adam.

bu manzarayı görenler, farklı yargılara varmışlar.

"bütün gece kumar oynayıp, yorgunluktan sızıp kalmış olmalı. kumarbazlar böyledir işte," diye düşünmüş birisi.

diğeriyse, "zavallı, çok hasta herhalde. onu uyandırmamalı. kendine geldiğinde evine gider nasılsa," demiş
ve yoluna devam etmiş.

"şu hale bak!" diye söylenmiş ötekisi, "pis sokak serserisi, insan müsvettesi! bedava içki buldun;
içip körkütük sarhoş oldun. şimdi de yolumuzu tıkıyorsun."

son şahıs ise, saygıyla adamın önünde eğilerek şöyle demiş:
"bir ermiş için tanrı'dan başka hiçbir şeyin önemi yoktur. şu anda kim bilir hangi boyutlarda dolaşıyor.
onu rahatsız etmemeli "

metafizikçilerin önemini anlatmakla bitiremedikleri evrensel bir yasayı işliyor bu hint hikayesi.
içimizdeki bir şeyleri daimi olarak dışarıya projekte ettiğimizi;
yaşamın ekranında ancak kendimizde varolanları görüp, algılayabileceğimizi vurguluyor, "yansıtma yasası".


"bütün dünya kendi projeksiyonlarımızdan başka bir şey değildir," diye izah ediyor swami satchidananda,

"temeliyse, düşüncelerinize ve zihni tavırlarınıza dayanır.
eğer zihninizde cehennem varsa, hiçbir yerde cenneti göremezsiniz.
eğer zihninizde cennet varsa, cehennem bile sizin için cennet olacaktır."

kendi içindeki kızgınlığı, saldırganlığı, kabalığı sahiplenmeyenler nereye giderlerse gitsinler,
dünyanın agresif ve nezaketsiz insanlarla dolu olduğunu söyleyeceklerdir.

ağzımızdan bilinçsizce çıkanları, kulağımız farkındalıkla duyduğunda;
başkalarına atfettiğimiz duygu ve düşünceler kendimizi sevmemiz ve yaşadıklarımıza müteşekkir kalmamız için
eşsiz birer fırsata dönüşecektir.


gerçeğe ulaşmak istiyorsak eğer, tahammül sınırlarımızı zorlayan insanları dikkatle inceleyerek,
onlar için sarf ettiğimiz sözlerin ne anlama geldiğini irdelememiz gerekiyor.

öz güvenle ilgili bir probleminiz varsa mesela, zaman zaman yaptığınız çıkışlarda,
karşınızdakini "akılsız ve aptal olmakla" suçlayarak rahatlamaya yeltenirsiniz.

egonuzu aşmakta zorlanıyorsanız, başkalarında şahit olduğunuz ego sizi tedirgin ederek,
çözüm bulmayı bekleyecektir.

çalışma mekanizmasını ancak deneyerek kavrayabileceğimiz bu yasanın çok enteresan bir başka yönü de var.
başkalarına verdiğimiz nasihatleri genellikle kendimiz duymak ve ikna olmak için söyleriz.

dolayısıyla yol gösterip, nasihat verdiğinizde, kullandığınız kelimelere, kurduğunuz cümlelere dikkat edin.
onların mutlaka bir şekilde geçerli olduğunu; en iyiyi, en doğruyu seçip yaşayabilmeniz için ipucu verdiklerini fark edeceksiniz.

söylediklerinizi dinlerseniz, içinizde keşfedeceğiniz derinlik, dinginlik ve irfan, kendinize duyduğunuz güvenin,
saygı ve sevginin artmasını sağlayacaktır.

şahsımıza yöneltilen eleştirilerden, kendimizi geliştirmek, güçlendirmek adına payımıza düşeni kabullenirken,
sözlerin gerisindeki manayı deşifre ederek karşımızdakini daha iyi anlama olanağını elde ederiz.

duyduklarınız sizi yüreğinizden vurduğunda, saldırıya veya savunmaya kalkışmadan, durup düşünün.
çünkü o, acıyan bir yaranın sözlere, hareketlere dökülerek, çare bulma arayışıdır.

problemlerinizi halledip, yaralarınızı iyileştirdiğinizde, önceleri gösterdiğiniz aşırı reaksiyonlar gittikçe dinecek
ve sizi daha nötr bir davranış tarzına yöneltecektir.

genellikle sizi üzen, sinirlendiren, tedirgin eden bir tavır veya söz karşısında artık hiç etkilenmediğinizi,
tepki bile göstermediğinizi fark ettiğiniz an, bilin ki konu kapanmıştır.


yadsımakla sorumluluktan kaçmamız mümkün olmadığından, şahsi ve ruhani gelişmemize yardımcı bu yasa
hediyelerin en büyüğünü sunuyor bize. kendimizi.

ışık menderes in kaleminden

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/9/2008 - söylesem ah söyleyebilsem ah derdimi

söylesem ah söyleyebilsem derdimi
mehtap bir gecede açabilsem sana kalbimi
göreceksin seninle dolu
desem, diyebilsem ki seviyorum seni
çılgınca aşığım sana
ama demem, diyemem
çünkü aramızda dağlar, denizler
ve benim o kahrolası gururum var
bu böyle sürüp gidecek
sen, seni sevdiğimi bilmeyecek, öğrenmeyeceksin
ben her gece yıldızlara seni sevdiğimi söyleyeceğim
sana asla...
çünkü aramızda dağlar denizler
ve benim o kahrolası gururum var

 

Victor Hugo

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/9/2008 - ÇOCUKSUN SEN

 
 
Çocuksun Sen

1

Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen
Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu
Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen
Kum taneleri var ya onlardan birindeyim
Yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor
Bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte

Çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum

Dönüşen ve suya dönüşen sorular soruyorsun
Sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı
Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
Birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum
Kekemeyim en az kasabalı aşklar kadar mahçup
Ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için
Bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar
Ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa
Bir daha doğmamak için doğmak diyorsun
Ölümlülerin işi bir de mutlu olanların
Onların hep bir öyküsü olur ve yaşarlar
Bırakıp gidemezler alıştıkları ne varsa
Çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan
Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit
Ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse
Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
Bir kaza olsa adı aşk oluyor artık
Aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık
Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada
Kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak
Yumuyorum gözlerimi gözkapaklarımın içindesin
Sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen

Hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun
Adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada
Esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum.
Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil

2

Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüm
Bir çiçeğe tutundum düşerken, ordayım hâlâ
Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı
Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle
Zaman benim işte, nesneleşiyor tüm anlar
Dursam ölürüm paramparça olur dünya

Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüğüm

Uçurum diyordun bir aşk uçurum özlemidir
Bırakıyorum öyleyse kendimi sesinin boşluğuna
Tutunabileceğim tüm umutları görmiyeyim için
Gözlerimi bağlıyorum geceyi mendil yaparak
(Gözlerim bir yerlerde daha bağlanmıştı, bunu
Unutmuyorum unutmuyorum unutmuyorum hiç)
Bir rüzgâr esse ellerin fesleğen kokuyor
Kırlangıçlar konuyor alnına akşamüstleri
Bu yüzden bir kanat sesiyim yamaçlarda
Üzgün bir erguvan ağacıyla konuşuyorum
Ayrılığın zorlaştığı yerdeyim ve dalgınlığım
Bir mülteci hüznüne dönüyor artık bu kentte

Çocuksun sen alnına kırlangıçlar konan

Bir bulutun peşine takılıp gittiğimiz yer
Okyanus diyelim istersen ya da sen söyle
Batık bir gemiyim orda, seni bekliyorum
Upuzun bir sessizliğim fırtınalar patlarken
Gövdem köle tacirlerinin barut yanıkları içinde
Ve gittikçe acıtıyor yaralarımı tuzlu su

Çocuksun sen, büyümek yakışmazdı hiç
Gülüşünün kokusuyla yeşerdi bu elma ağacı
(Soluğunun elma kokması bundandı belki)
Bir elma kokusuna tutundum düşerken
Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı
Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle

Çocuksun sen, çocuğumsun
 

Ahmet Telli

 
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/9/2008 - Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı?

Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı
                                                                 VİCTOR HUGO
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/9/2008 - SİZİ SEVMİYORUM EY KAVMİM

Sizi Sevmiyorum

Sesimden arındım ve ufku
Bir harmani gibi giyindim
Kahraman bir korkaktım
Kavmimin kadim tarihinde
Ki onlar için umutsuzluk
Kendim için haramiydim

Böyle bilindiydi bu hikâye
Yarından bugüne kaldıydı

Tersine akan bir ırmaktım
Sözün şaşkın serinliğinde
Kendi deltasında boğulandım
Ve sizi sevmiyorum ey kavmim
Yakın beni rüzgârın ıslığa
Islığın hükme döndüğü yerde

Derim ki ey kavmim, zulmünüz
Payidar, yurdunuz çığlığımdı
Ki hükmümü kendim veriyorum
Yakın beni sesim sorulara dönmeden
Küllerimin altında kalacak
Mutluluk sandığınız ne varsa

Böyle yaşandıydı bir ömür ve söz
Giyotindi sözün belleğinde

(Çocuksun Sen)

Ahmet Telli
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

yeni şeyler öğrenmek ve keşfetmek adına burdayım

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

banucagri